Gezilecek Görülecek Yerler SAFA SORGUN THERMAL OTEL & WELLNESS SPA

Gezilecek Görülecek Yerler

 

 

 

Kerkenes Harabeleri

          KERKENES VE GÜNEŞ TUTULMASI EFSANESİ
  
          İlimiz, Sorgun İlçesi Şahmuratlı Köyünde bulunan Kerkenes Harabeleri ile ilgili anlatılan “Kerkenes ve Güneş Tutulması” Efsanesi;

          Önceleri buralarda egemen olan Asur İmparatorluğu MÖ 612 yılında, Med ve Babillilerin ortak saldırısına yenik düştü. Medler imparatorluklarını Anadolu yüksek platosu boyunca, batıya Kızılırmak’a doğru genişlettiler ve Kerkenes Dağı üzerinde, Herodot tarihinde Pteria adıyla anılan yeni büyük bir şehir kurdular. Yine Herodot’a göre, Medler ile Lidyalılar arasında yıllardır uzayıp giden savaşın altıncı yılında, muharebe bütün şiddetiyle devam ederken tıpkı Thales’in o yıl için tahmin ettiği gibi gün geceye döner. Sonradan “Güneş tutulması muharebesi” olarak adlandırılacak bu olay, MÖ 585 yılının 28 Mayis günü meydana gelir. Kilikyalılar ve Babiller’in arabuluculuğuyla imzalanan barış antlasması ile sınırlar tekrar belirlenir ve antlaşma karşılıklı kız alıp verme ile sağlamlaştırılır. Heredot’a göre, Med sehri Pteria orta Kapadokya bölgesinin savunmasi en güçlü sehridir. Bu sur duvarlarının gerçek boyutları, Lidya Kralı Krezüs tarafından şehir yakıldığından ve güçlü taş duvarı en azından kısmen yıkıldığından beri ilk kez 1999 yılında ortaya çıkarıldı. Krezüs, Delfi’deki meşhur kehanet merkezine Kızılırmak’ı geçtiği takdirde ne olacağını sorar ve karşılığında "güçlü bir imparatorluk yok olacak” cevabını alır. Tanrıların belirgin desteği eşliğinde, ordusuyla doğuya yönelen Krezüs Pteria'yı ele geçirir ve şehir halkını tutsak eder. Böylece Pers kralı Büyük Kiros'un öfkesini üzerine çeker. MÖ 547 yılında Lidya ve Pers orduları Pteria yakınlarında karşılaşır, fakat yenişemezler. Krezüs başkenti Sart'a dönerken o yıl içerisinde başka savaş beklememektedir. Fakat Büyük Kiros, sözkonusu kralın peşine düşer ve Lidya başkenti Sart’ı zapteder. Kehanet gerçekleşmiştir, Krezüs güçlü bir imparatorluğu yok etmiştir; kendi imparatorluğunu. 170

          KERKENES DAĞI EFSANESİ

          İlimiz, Sorgun İlçesi Şahmuratlı Köyünde bulunan Kerkenes Harabeleri ile ilgili anlatılan “Kerkenes Dağı” Efsanesi;

          Melik Acem, Keykubat'ın oğlu Keykavus Acem toplumundandır. O zaman Türk islam Efrasyab yidinde bulunuyordu. Nahiyeyi sebah Yemen ve hatta M.ö. 4000 yıllarında yaşamış olan Süleyman (A.S.) yidinde bulunan şehirlerdir. Keykavus Süleyman Peygamberden çalışkan, yiğit insanlar istedik! "Benim yidimde bulunsunlar onlara şehir yaptıracağım" dedi. Süleyman (A.S.) da istediği insanlardan Keykavus'un emrine verdi. Rüstem Destan Subaşılık görevi yürütüyordu. Keykavus'un Siyaveş isminde bir oğlu oldu. Oğlunu Rüstem Destan'ın emrine verdi, iyi yetişmesi ve askerlik bilgisinin artırılması için onun yanında bulunmasını istedi. Keykavus şehir inşasına uzun ve yorucu çalışmalar sonucunda 7 fersah (Fersah=5 KM.) o şehrin etrafına da 4 kat metin boru yaptılar, şehrin inşasını tamamladıktan sonra, insanlar gelip şehre yerleştiler, o şehrin ismini de Kerkenes koydular, insanlardan bu şehrin güvenliğini sağlamak için belli bir grup nöbetçi koydu. Ama deprem neticesinde Kerkenes viran oldu, insanlar şehrin yerle bir olmasını engelleyemediler. Bunun üzerine Keykavus güvenliği sağlamakta görevli bulunan nöbetçileri ve diğer ilgilileri öldürttü, şehir neticede viran oldu. Keykavus hayatta bulunan birlikleri ile Yemen'e vardı. Padişah ile birlikte savaşarak Keykavus ve taraftarları yenildi. 171

          KERKENES KALESİNİN FETHEDİLMESİ EFSANESİ

          İlimiz, Sorgun İlçesi Şahmuratlı Köyünde bulunan Kerkenes Harabeleri ile ilgili anlatılan “Kerkenes Kalesinin Fethedilmesi” Efsanesi;

          Kerkenes şehri düşmanların elindeymiş. Battal Gazi, burayı almak istemiş. Akşam üzeri tüccar kılığında kaleye gelmiş. Develere sepet yüklemiş, sepetlerin içine de askerlerini bindirmiş. Üzerlerine de kumaş örtmüş. Kumaş tüccarı kılığında Kerkenes’e girmiş.

          Kralın askerleri kumaş almak istemişler. Battal Gazi:

          “Bügün akşam oldu, yarın satarım” diye askerleri geri göndermiş. Ortalık iyice kararınca askerlerini sepetlerden çıkararak gece kaleyi fethetmiş. Sabah ezanını Kerkenes’de ki kalede okumuş.

          KERKENES SÜLÜK GÖLÜ EFSANESİ
İlimiz, Sorgun İlçesi Şahmuratlı Köyünde bulunan Kerkenes Harabeleri ile ilgili anlatılan “Kerkenes Sülük Gölü” Efsanesi;
Battal Gazi, Kerkenes Kalesi’ni fethettiği sırada, kale yakınlarında atının bacakları parçalanır ve yara olur.
Battal Gazi attan inerek onu serbest bırakır. At yayıla yayıla içinde sülüklerin bulunduğu bir su birikintisine varır. Su içerken ayaklarına Sülükler yapışarak pis kanı emerler, atın ayağı iyileşir. Battal Gazi, suyun etrafını temizleyerek küçük bir göl haline getirir. Adını da Sülük Gölü koyar.
Tedavisinde sülük kullanılması gereken hastalar buraya gelerek tedavi olurlar veya buradan tutulan sülükler halk pazarlarında tedavi amaçlı satılır.

 

 

 

Çamlık

          Yozgat Çamlığı Milli Markı, ülkemizin sahip olduğu zengin tabii ve kültürel kaynak değerlerini korumak, gelecek nesillere milli bir miras bırakmak maksadıyla 1958 yılında Bakanlar Kurulu Kararıyla ilan edilmiş ilk milli parkımızdır. Yozgat İl Merkezi’nin güneyinde, sahip olduğu karaçam türü ile öne çıkan ve Türkiye’nin ilk Milli Parkı unvanına sahip orman alanıdır.
          Yozgat Çamlığı Milli Parkı, Kafkas Çamı denilen 400-500 yaşlarında Karaçam türünü barındırmakta ve bu çam türü Türkiye’de sadece Yozgat Çamlığı’nda bulunmaktadır. Ayrıca alanın sahip olduğu birçok bitki türü içinde çeşitli endemik türlerde bulunmaktadır. Milli Parkta yine Orta Anadolu’nun mevcut bilinen hayvan türlerinin yanında, Amerika’ya has Altın Kartal türünün de varlığı bilinmektedir.
          Milli parkın ana kaynak değerini, İç Anadolu steplerinde yaşamış doğal yaşlı ormanların son kalıntıları olan Karaçam Ormanları, bitki örtüsü, topografik yapısı, yaban hayatı potansiyeli, manzara güzellikleri, zengin rekreasyon kaynakları, kış turizmi olanakları ve bol oksijen kaynağı kliması ile doğa harikası bir yerdir. Yapılan araştırmalara göre yaklaşık 300 yıl öncesine kadar Yozgat çevresinde görülen bakir ormanlarından günümüze sadece milli park içerisindeki karaçam ormanı kalmıştır. Doğal orman ekosistemini Pinus nigra subsp. Pallasiana (karaçam) ve Quercus pubescens (meşe) oluşturmaktadır. Milli Park içerisinde doğal yayılışını gerçekleştiren karaçam ormanı İç Anadolu’daki karaçam ormanlarının kalıntılarıdır. 1400 metrede başlayan ormanlık alan, 1600 metreye kadar çıkmaktadır. 71
          Milli park alanında karaçamın yanı sıra odunsu bitki olarak meşe, ardıç ve ağaçlandırma yoluyla getirilmiş sarıçam türleri de bulunmaktadır.
          Yozgat Çamlığı Milli Parkı içerisinde doğal olarak bulunan hayvan türleri; Kartal, Kızıl Şahin, Küçük Atmaca, Kumru, Delice, Tarla Kuşu, Sığırcık, Sarı Asma, Arı Kuşu, Ardıç Kuşu, Karga, Serçe, Tepeli Toygar gibi kuşlar; Yaban Domuzu, Tavşan, Kızıl Tilki, Tarla Faresi, Kaplumbağa, Yılan, Kertenkele, Sincap gibi türler vardır.
          Milli Park’ta bulunan kır lokantası ve Otel sahaya gelen insanların konaklama ve yemek ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Milli park şehir merkezine çok yakın olduğu için ziyaretçiler günübirlik olarak paraka gidip konaklama ve yeme-içme ihtiyaçlarını şehirdeki lokanta ve otellerden de karşılama imkânına sahiptir.

          Parkın misafirlerinin varış noktalarından ilki kır restorantı’nın yer aldığı bölgedir. Bu bölgede yaklaşık 300 kişilik bir kır lokantasının yanı sıra Yozgat kenti manzarasına yönlendirilmiş içinde grupların yemek yiyebileceği şekilde oldukça büyük ve tek tip tasarlanmış kameriyeler ve çocuk oyun alanları yer almaktadır. Piknik üniteleri, oyun parkı, Yağmur barınaklar, Kamelyalar, 2 adet Futbol sahası bulunmaktadır. Ayrıca seyir terası, dinlenme üniteleri, otoparklar, oyun grupları, basketbol sahası ile gelecek misafirlerinin hizmetinde olacaktır.
Çok geniş bir alana yayılan, içerisinde çam, meşe ve değişik ağaç türleri temiz soğuk suları, çeşitli av hayvanlarıyla ünlü bir bölgedir. Bu bölge bahar aylarından başlayarak büyük bir hareketlilik gösterir. Bölge insanlarının yaylalarına gidişi yaz ve bahar aylarını yaylalarında geçirerek havaların soğumasıyla yaylalardan göçleri bu yöreye ayrı bir güzellik katmaktadır. Sıcak havalarda çevreden gelen insanlar soğuksu pınarlarının başında eğlenerek vakit geçirirler

 

7

 

Çapanoğlu Camii

Çapanoğulları önce Divanlı köyüne oradan da şimdiki Yozgat’a gelirler. Burada bir cami yaptırmaya karar verirler. Cami yapmak istedikleri yer sazlık, kamışlık, bataklık bir yerdir. Bataklığı kurutmak için oraya yün ve ardıç basarlar. Camii yapan usta temeli atıp duvarları bir miktar yükselttikten sonra Çapanoğlu’na haber vermeden Yozgat’ı terk eder. Dört sene Yozgat’a dönmez. Buna çok kızan Çapanoğlu, her yerde ustayı aratır, hatta bulunduğu yerde öldürülmesini emreder. 
Dört sene sonra usta kendiliğinden geri gelir. Çapanoğlu, “Ben bunu öldüreyim, bize bu kadar sahtekârlık yaptı,” der. Usta da gitmeden önce yaptırdığı duvarın yüksekliğini ölçer ve Çapanoğlu’na yükseklik hakkında bilgi verir. Çapanoğlu ustayı öldüreceği sırada usta: 
“Bey, ben giderken duvar şu kadar yükseklikteydi. Bir de şimdi ölçelim, duvar aşağıya inmiştir. Bu camii ebediyen kalacağı için temeli yerleşsin diye dört sene gelmedim. Sen camiinin erken bitmesini istiyordun. Ben senin dediğin zamanda bitirseydim sağlam olmaz, yıkılırdı,” der. Usta camii yapar bitirir. 
“Çapanoğlu, usta yaptığı caminin benzerini yapmasın diye onu öldürmek ister. Bu durumu duyan ustaya ayan olur. Çırağı ile beraber minarenin tepesine çıkarak uçmaya hazırlanır. Çırak: “Keser yerde kaldı,” deyince uçamaz. Usta ise uçup gider. 163

          ÇAPANOĞLU BÜYÜK CAMII 

          (Cumada Hızır Bulunması)

Bir gün Büyük Cami inşaatına harç karan amelelerden birinin yanına aksakallı ihtiyar bir adam gelir. Camiye emeğinin geçmesi için çalışan işçiden küreği alır, bir müddet harç kardıktan sonra küreği tekrar işçiye vermek ister. İşçi küreği geri almaz ve ihtiyara: "Ben senin kim olduğunu biliyorum. Her sabah namazında bu camide olacağına söz verirsen küreği alırım. Yoksa almıyorum." der. "Her sabah namazı için söz veremem ama, her kandil ve cuma namazlarında bu camide olacağıma söz veriyorum." diyen ihtiyarın elinden işçi küreği alır. Aksakallı, fani görünüşlü Hızır oracıkta kaybolur. Halk Hızır Aleyhisselâm'ın her cuma ve kandil namazlarında Büyük Cami'de olduğuna inanmaktadır.

          ÇAPANOĞLU BÜYÜK CAMİİ

          (Cami Temelinin Sağlam Olması Efsanesi)

 Büyük Caminin temeli kazıldığında temelden su çıkar. Temele ardıç ağaçları çaprazlama atılarak temel duvarı örülür. Temel duvarının örülmesinden sonra caminin ustabaşı ortalıktan kaybolur ve cami inşaatı devam etmez. Yedi yıl sonra ustabaşı gelir caminin inşaatına devam ederek camiyi tamamlar. Niçin kaybolduğu sorulunca: "Cami temelinin yerleşip yerleşmediğini ölçtük. Böylece camiyi sağlama aldık. Bu cami duvarı kolay kolay çatlamaz." der.

 

 

 Alacahöyük Örenyeri

Çorum’un 45 km. güneybatısında, Ankara’nın 160 km. doğusundadır. Eski Tunç Çağı ve Hitit çağında çok önemli bir kült (dini tören) ve sanat merkezi olan Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı açığa çıkartılmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk kazısı olma niteliği taşımaktadır.

 

Hattuşa-Boğazkale

Mısır, Babil ve Mitanni gibi Eski Doğu’nun büyük güçlerinden biri olan Hititler, yaklaşık M.Ö. 1200 yıllarına kadar Anadolu’nun büyük bir kısmına ve zaman zaman da Kuzey Suriye’ye hükmetmişler- dir. Bu İmparatorluğun baş- kenti Hattuşa, Çorum’un 80 kilometre güneybatısında, Boğazkale ilçesindedir. Bölge 1988 yılında Tarihi Milli Parklar statüsüne alınmıştır. Hattuşa 1834 yılında Fransız mimar Charles Texier tarafından keşfedilmiştir. Bu sadece Hattuşa’nın keşfi değil, tamamen unutulmuş olan Hititlerin keşfi olarak da algılanabilir. 1893-94’te Ernest Chantre’nin birkaç sondaj yapmasına ve ilk çivi yazılı tabletleri yayınlamasına kadar ki dönemde pek çok bilim adamı ve gezgin Hattuşa’yı ziyaret etmiştir. Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Bey’in desteğini alan aynı müzenin konservatörü Theodor Makridi Bey, 1906 yılında ilk büyük çaplı kazıyı başlatır, zamanın çiviyazısı uzmanı Assiriyolog Hugo Winckler’i de kazı heyetine alarak, burasının Hitit başkenti Hattuşa olduğunu tespit ederler. 1931-39 yılları arasında ve 2. Dünya Savaşı nedeniyle verilen aradan sonra 1952’de yeniden başlatılan kazılar, kesintisiz olarak Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülmektedir.

 

KAPADOKYA  PERİ BACALARI

Peri Bacaları: Bugün Kapadokya’da büyük bir hayranlıkla izlenen coğrafi oluşumların milyonlarca yıl önceye giden uzun bir öyküsü var aslında. Bölgeyi çevreleyen üç büyük yükselti Erciyes, Hasandağı ve Göllüdağı bundan yaklaşık 10 milyon önceki jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu yanardağlardan püsküren lavlar zamanla bölgenin geniş platolarını, akarsu ve göllerini yani 25 bin kilometre karelik bir alanı yaklaşık 100 metre kalınlığında bir lav tabakasıyla örttü. Doğa, başta Kızılırmak olmak üzere bölgedeki akarsu ve gölleri, sel suları, rüzgar erozyonu ve tüm diğer enstrümanlarıyla Tüf adı verilen ve volkanik küllerin çamurla karışımından oluşan farklı sertlikteki bu kayaları milyonlarca yıl boyunca aşındırıp oyarak bölgeye yavaş yavaş bugünkü pitoresk görüntüsü verdi. Dik yamaçlardan hızla aşağı inen sel suları, karşılarında bulduğu farklı sertlik ve dirençteki volkanik malzemeden en usta heykeltıraşları bile kıskandıracak güzellikte şapkalı, mantar biçimli, konik, sütunlu ya da sivri yapıtlar yarattı.